Kalbine sormalı insan arada durup.
"Kalbim senin canın ne istiyor, sana nefes aldıran şey nedir? Değişiyorsun biliyorum ya şu anda istediğin nedir? Sana dolu bir yaşama sevinci verecek olan şey nedir?"
Ben de sordum kendime aslında güzel müzikleri iyi geldi içime. Doğu topraklarından çıkıp Fars dilinden geçen bir şarkı dokunuyor şu anda yüreğime.
Seyir defteri yapmalıyım kendime, zihnim boşalsın biraz. Ömrü nasıl yaşayacağına karar verememenin karmaşası var içimde. Halbuki 'Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş'. Bıraksan akışına, akışa teslim olsan, kalbin rahatlasa...
Bu kararsızlık yüz kaslarımı zorluyor.
Karar vermek zorunda değilsin. "Bırak" dedi, "Dur karar verme, dur biraz!"
Gündüz tükeniyor enerjim, uyuyorum bir süre kalbim arınıyor egodan ama bir parçam arınmadı gibi oluyor her seferinde. Egom ve kızgınlıklarım, en çok da kendime. Bitmeyen kendimle alıp veremediklerim.
Kendini vücutla ya da yüz güzelliğiyle tanımlamamayı öğrenmeli insan. Güzellik insanın içindeki "ben"de. Daha anlamadım o cümlenin ne anlama geldiğini ya da anlamak zamanın sadece bazı anlarında oluyor, tam özümsenmemiş anlamalar.
Mucizeler geliyor ve huzuru bulduğum yer dönüp dolaşıp ilk yer oluyor, kendim. İnsan içindeki benle barışmalı, ne kadar çoksa içindeki benler, o kadarıyla tanışmalı, barışmalı. Biraz Şehrazar, biraz doğu çiçeği, biraz dağ perisi, biraz batı gülü, biraz Anadolu lalesi.
Tek iyi ya da kötü bile olamadığın dünyada, bu kadar "çok" olan Dünyada tek bir şey olamazdın... Çok olasın iki gözüm...
Aralık 2014

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder